16 Nisan 2016 Cumartesi

Mart Ayında Okuduğum Kitaplar


Merhaba Herkes :)

İlk yorum videomu martta okudğum kitaplar için hazırladım. Aslında nisan ayının ortalarına geldiğimiz düşünülürse belki biraz geç kalmış olabilirim ama iş hayatı ve diğer koşturmacaların arasında ancak bugün evde kalıp video çekebildim. 
Yorumlarınız ve eleştirileriniz için şimdiden teşekkür ederim. 
İyi seyirler. :) 




6 Nisan 2016 Çarşamba

MELEĞİN DÜŞÜŞÜ / SUSAN EE - İNCELEME



Merhaba :) ,

Ne zamandır büyük hevesle beklediğim baharın gelişiyle çoğunuz gibi ben de neşe ve enerji doldum ve bu enerjiyle işten gelir gelmez oturup yeni bitirdiğim Meleğin Düşüşü hakkındaki yorumlarımı paylaşmak istedim. Hazırsanız başlıyoruz:

ADI: Meleğin Düşüşü
YAZAR : Susan Ee
SAYFA SAYISI: 310
YAYINEVİ: DEX
BASIM YILI: 2015
ETİKET FİYATI : 20-tl
ÇEVİRİ: Barış Emre Alkım

Üç kitaplık bir seri halinde yayınlanan bu fantastik romanın ilk kitabı olan Meleği Düşüşü aslına bakarsanız bir yandan da tam bir distopya örneği. Çünkü; hikayemiz henüz bilmediğimiz bir nedenle meleklerin dünyayı istila edip ne var ne yoksa ortadan kaldırdığı, mevcut tüm düzenin yerle bir olduğu bir kaos durumunda başlıyor. Öyle ki; yönetim yok, elektrik yok, Silikon Vadisi yok... Özetle bugün alıştığımız hayatın parçası olan ne varsa yok olmuş durumda.
Bütün bu boşluk ve karmaşa sonrasında da bir sürü küçük, büyük çete ortaya çıkmış ve yağma hali hakim olmuş tabii kaçınılmaz olarak.

Hikayemizin esas kızı Penryn de işte bu kaos Amerika'sında hayatta kalmaya çalışıyor. Üstelik onun işi çok daha zor; çünkü bir yandan kendisinin diğer yandan da ileri derecede psikolojik sorunları olan annesi ve yaşamını tekerlekli sandalyede sürdüren kız kardeşinin güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Penryn evin reisi rolünü üstlenmek zorunda çünkü babaları onları uzun zaman önce terk etmiş.

Biz kitap boyunca olan biteni Penryn'in ağzından dinliyoruz ve Penryn bize artık güvenli olmadığını düşündükleri evlerinden kaçmaya çalışırken bir melek kavgasının orta yerine düştükleri geceden itibaren başlayarak anlatmaya başladığında maceraya dahil oluyoruz.

Kitabımızın melek yakışıklısı ise tanırının baş meleklerinden Raphael ya da Penryn'e kendini tanıttığı isimle Raffe. Tahmin edebileceğiniz gibi Penryn ile yolları hikayenin başındaki melekler arası hesaplaşma gecesinde kesişiyor ve yine adet olduğu üzere aralarındaki ilişki hiç de öyle bal kaymak tadında başlamıyor. :)

En son yan yana gelmesi gereken iki varlık olsalar da bundan sonra bir arada hareket etmek zorundalar çünkü o gece ikisi de kendileri için hayati olan bir şeyler kaybettiler ve aynı hırsızın peşindeler.


YORUMUM:

Öncelikle bence bu seriye fantastik aksiyon demek daha doğru olur; çünkü aksiyonsuz geçen bir sayfa neredeyse yok. Ciddi anlamda ne kaçması bitiyor, ne kovalaması... Bu sayede de en fazla 2 günde soluksuz okunacak bir kitap okumuş oluyorsunuz. Yazar Susan Ee'yi tebrik etmek lazım kurguda ve yaratıcılıkta döktürmüş.
Bir diğer beğendiğim özellik ise Penryn'in okuyunca göreceğiniz bazı nedenlerden dolayı küçük yaşlardan itibaren farklı dövüş sanatları konusunda ciddi bir eğitimden geçmiş olması o nedenle bütün bu maceranın içinde hikayenin başından itibaren hiç ama hiç eğreti durmuyor.
Ayrıca kitap genç yetişkin kategorisinde yer almasına, kahramanımız da lise çağında olmasına rağmen bence bu tarzdan hoşlanan yetişkinler gayet severek okuyabilirler çünkü her şeyin darmaduman olduğu bir atmosferde tabii ki ortada ne bir lise kalmış, ne de lise muhabbeti. Hatta sanırım Penryn'in herhangi bir arkadaşı bile kalmamış. Zira tek bir insan evladı yok 310 sayfa boyunca adını anıp da yad ettiği. :) Dolayısıyla eğer; son dönemde yazılan fantastik serileri merak ediyor; fakat lise muhabbeti çekemiyorum diyorsanız düşünmeden alabilirsiniz.

KİMLERE ÖNERİRİM:
  • Fantastikle aksiyonun atbaşı gittiği soluksuz bir kitap arayanlara
  • Romantizm şöyle bir essin geçsin, fakat lütfen fazlası olmasın diyenlere
  • Güçlü bir kadın karakter; özgün fikirler ve sağlam bir kurgu arayanlara

PUANIM:
Ben kitaplara puan verirken kendi türü ve hitap ettiği kitle ekseninde değerlendirmeye çalışıyorum elimden geldiğince. Bu nedenle Meleğin Düşüşü hakkında düşüncelerim gayet olumlu olacak, 5 üzerinden 4 veriyorum.  Aslında 5 bile verebilirdim; fakat Dex o kadar kötü kalitede bir kağıt kullanmış ki anlatamam... Üstelik fiyat politikası da kullanılan kağıdın karşılığında oldukça acımasız kalmış. Bir iki yerde de yazım hataları mevcuttu. Tüm bu nedenlerden dolayı 1 puan kırdım ve 4 verdim.
Bu arada çeviride oldukça temiz bir iş çıkaran Barış Emre Alkım'a da teşekkür ederim. Kitap boyunca beni rahatsız eden herhangi bir nokta olmadı. Ellerine sağlık.



Son olarak; yazının başında da belirttiğim gibi bu 3 kitaplık bir seri.
  1. Meleğin Düşüşü
  2. Kıyamet Sonrası
  3. Günlerin Sonu
Üçü de aynı yayınevi tarafından basılıp tamamlandı.Serinin diğer iki kitabı kitaplığımda, okunacaklar arasında bekliyor. Bitirdikçe onların da yorumlarını paylaşacağım. 


Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim, yorum soru veya eleştirileriniz beni her zaman mutlu eder. Şimdilik benden bu kadar, görüşmek üzere. :)


2 Nisan 2016 Cumartesi

Klasikler Aşkına: Martin Eden - Jack London

Merhaba Herkes J

Öncelikle söylemeliyim ki roman deyince klasikler her zaman torpillidir bende. Bunun başlıca nedeni tarihe ve dönem anlatılarına büyük merakım olması sanırım. Kolayca kaybolup gidebiliyorum herhangi bir 19. Ve 18. yy romanında bile.  Martin Eden bir 20. yy romanı ve aslında yazarı büyük Jack London’ın yarı otobiyografik hikayesi. London bu romanı, Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş gibi çok okunan kitaplarından sonra içine düştüğü “ee şimdi ne olacak” kafasıyla yazmış dersek çok yanlış olmaz sanırım. Yani Martin Eden’i yazmaya başladığı zamanlarda, kahramanın sonunda geldiği noktada biraz Jack London: Para var, kadın var, şan şöhret var, başarı var ama huzur yok anlayacağınız. “Bunca yıl ben ne için çabaladım peki?” çıkmazında ve bunu kitap boyunca – özellikle sonlara doğru – çok yoğun şekilde görüyoruz.

Henüz okumamış olanlar için işin sürprizini kaçırmadan biraz kahramanlardan bahsetmek isterim : Martin Eden beni kitap boyunca oldukça sinirlendirdi aslına bakarsanız; bazen ideallari uğruna o kadar körü körüne kendini yoksunluğa mahkum ediyordu, olaylara öyle tek taraflı bakıyordu ki; kitabın başlarına yolda görsem selam vermem dediğim esas kızımız yüksek zümrenin mağrur eliti Ruth’a zaman zaman hak bile verdim.

Durun böyle ortasından dalarak olmaz baştan başlayayım: Martin Eden 20. Yüzyıl Amerikası’nın işçi sınıfına mensup bir denizci. 20 yaşında yakışıklı, güçlü kuvvetli, kavruk tenli bu genç kitabın başında daha görüyoruz ki aslında ait olduğu sınıfı da kendini beğenmiyor ve yükselme, güzel sofralarda elit sohbetlere ortak olmanın hayaliyle yanıp tutuşuyor ve Ruth’un abisi Arthur’u bir kavgadan kurtarmasıyla da davet edildiği bu “sosyetik” evde hayallerinin perdesi aralanmaya başlıyor.

Ruth ise üniversitede edebiyat okuyan 23 yaşında, ait olduğu zümrenin bütün özellikleri ve ahlaki değerlerini benimsemiş dramatikliğin dibi bir hanım kızımız. Amerikan toplumunun o zamanki değer yargılarına ve nereden tutsanız elinizde kalan çürümüş yanlarına çevrilmiş bir ayna anlayacağınız. Martin Ruth’un o zamana kadar kafasında idealize edilen erkek kavramına hiç ama hiç uymuyor; kaslı vücudu bile sinirini bozuyor hatta, çünkü efendim erkek dediğin zayıf olurmuş, ince yüzlü olurmuş, bu da neymiş canım böyle?... J


Martin ise o güne kadar vakit geçirdiği hiçbir kıza benzemeyen Ruth’a, daha ilk günden vuruluyor ve mevcut haliyle kendisini hiç layık görmediği bu hanım kıza yaranmak için çok köklü bir değişiklik geçirmeye and içiyor ve hikayemiz de böylece başlıyor...

Ben İş Bankası Modern Klasikler Serisi’nden Levent Cinemre çevirisi ile okudum. Kapak tasarımı, yazı puntosu, sayfa kalitesi gibi özelliklerinin yanında çevirinin muazzamlığıyla geçer not aldı benden İş Bankası. Zaten hem Hasan Ali Yücel Serisi hem de Modern Klasikler serisiyle bendeki yeri ayrıdır yayınevinin. Bir klasik alacaksam hep öncelikli tercihim olur. Bunda makul fiyat politikasının ve başarılı çevirmenlerle çalışmalarının payı çok büyük. Kitabın arkasındaki oldukça kapsamlı 36 sayfalık notlar bölümü ise kitapta bolca referanslanan kitap, yazar, filozof isimleri ve farklı alanlara ait kavramlar gibi detaylara hakim olmak adına oldukça faydalı elbette. 

Martin Eden, notlar bölümü hariç 480 sayfa; ama içinde yer alan onca sanatsal, felsefi ve siyasi kavram çokluğuna rağmen merak ve heyecanla okunan bir eser. Jack London çok güzel bir büyük eser bırakmış bizlere, insan öyle bir içselleştiriyor ki okurken etkilenmemek mümkün değil. Olup biten her şeyin zaten öyle olması gerektiği konusunda aklınızda bir şüphe oluşmuyor örneğin. Jack London okumak istiyorum ama nereden başlayayım bilmiyorum diyorsanız Martin Eden çok doğru bir tercih olacaktır. 

Benim Martin Eden hakkında söyleceklerim bunlar. Okuduğunuz için teşekkür ederim, görüşmek üzere. J